1.50
1.93
60,838
Şebnem ÖZBEK

Ya Yolunda Yürürüz, Ya Bu Uğurda Ölürüz

Şebnem ÖZBEK

sebnemenator@gmail.com


10 Kasım 2009
font boyutu küçülsün büyüsün

RAHAT UYU


Dokuzuncu Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Samsun’a “Samsun ve yöresinde güvenliği sağlamak, Doğu illerini araştırarak başkaldıranları yakalamak ve 1. Dünya Savaşı sonunda imzalanan anlaşma gereği mevcut orduları dağıtıp gerek askerin gerekse halkın elinde direniş için kullanılabilecek silahları toplamak” görevi ile gönderildi.
 
Ancak Mustafa Kemal’in bu görevi kabul etmekteki niyeti farklıydı. O; ulusu kazanılmayacağı başından belli olan bir savaşa sokan, ardından diğer yenik devletlerden çok daha ağır şartlarda anlaşma imzalayan, tek kaygısı canlarını ve mevkilerini korumak olan beceriksiz ve onursuz İstanbul Hükümetinin ve Padişahın kucak açtığı düşmanı Türk yurdu Anadolu’dan def etmek niyetindeydi.
 
Gazi, Samsun’a çıktığında genel görünüm şu şekildeydi: Fransızlar Adana’ya girmişti. Antalya ve Konya’da İtalyan; Merzifon, Urfa, Maraş, Samsun ve Antep İngiliz; İzmir’de Yunan işgali söz konusuydu. Karadeniz’in kıyı şeridinde Rum azınlıklar bağımsızlık bayrağı açmış; Pontus Rum Devletini kurma peşindeydi. Mondros Ateşkesinde “Altı Ermeni Vilayeti” sözü alan Ermeniler ise katliamlarına çoktan başlamıştı. İstanbul merkezli “Kürt Teali (yükseltme, yönetme) Derneği” emperyalist devletlerin gözetiminde Kürt Devleti kurma niyetindeydi. Konya yöresinde ise gene İstanbul merkezli “Teali İslam Derneği” Anadolu’nun kurtuluş mücadelesine karşı ayaklanmaları organize ediyordu.
 
Öte yandan Padişah Vahdettin, Sadrazamn Ferit Paşa ve diğer hükümet üyeleri ise  “İngiliz Dostları Derneği” üyeleri arasında yer alıyordu. Kendilerine “Aydın” denen kişilerin büyük çoğunluğu ise “Amerikan Mandası (Himayesi)” etrafında toplanmaktaydı.
 
Anadolu halkı ise herşeyden habersiz kendilerine “Kulları” gözüyle bakan Padişaha karşı alışık oldukları “Tapınma”yı yerine getiriyor ve ondan medet umuyordu. Aslında haksız da sayılmazlardı. Yüzyıllardır aynı yönetim şekline alışmış halk; tahtsız, Padişahsız, Hilafetsiz bir kurtuluş düşünemiyordu.  
 
Yıllarca barış içerisinde bir arada yaşamış azınlıkların, emperyalistlerce kışkırtılarak kurdukları derneklere karşın; yüreği vatan aşkıyla yanan, esir olmaktansa ölmeyi tercih eden yurtseverler de işgale karşı direnmek için dernekler kurmaktaydı. Gittikçe yaklaşan İstanbul işgaline karşı Balkanları korumayı hedefleyen “Trakya Paşaeli Cemiyeti” özellikle Ermeni zulmüne karşı direnişe geçip Doğu illerini işgalden kurtarmaya çalışan “Doğu İlleri Savunma Ulusal Derneği” yıllarca bir arada kardeşçe yaşadıkları Rumların gittikçe artan azgınlıklarına karşı koymak için “Trabzon ve Yöresi Yöresel Yönetim Derneği” yurtseverlerin kurduğu derneklerden sadece bazılarıydı.
 
İşte Mustafa Kemal; bu genel görünüm içinde Anadolu’da işgale karşı onurlu bir mücadele verme kararı aldı. Hedefi; emperyalist ülkeleri topraklarımızdan kovup “Ulusal” egemenliğe dayanan, bağımsız, yepyeni bir devlet kurmaktı. Bu hedefini Amasya’dan bir genelgeyle yayınladığında, düşman subayı önünde ceketini ilikleyenler tarafından, kendi ülkesinin onurlu bir subayı olduğuna bakılmaksızın “Hain” ilan edildi.
 
Ancak Türk milleti; milletin menfaatlerini değil, kişisel menfaatlerini ve makamlarını önemseyen, ülkesini yok etmek, sömürmek, azınlıkları ayaklanmaları için kışkırtmak görevlerini açıkça belli eden emperyalist ülkelerle işbirliği içinde olan iktidar mensuplarının, onlara yalakalanarak kazanç sağlayanların değil; ölümü göze alıp vatanını korumayı, bir karış toprağını düşmana vermemeyi, kendinden çok milletini düşünmeyi ödev edinen, ailesini, sevdiklerini düşünmeden bu kutsal görevi yerine getirmeyi atalarına karşı borç bilen, “Tam Bağımsızlığı” yurttaşlarının hak ettiğine inanan Türk Subayının yanında yer almayı tercih etti.
 
Türk halkının bu tercihi; kendisini kul olmaktan çıkartıp, millet olma üstünlüğünü elde ettiği; demokratik, laik, hukukun üstünlüğüne inanan tam bağımsız yeni bir ülke olan Türkiye Cumhuriyetine sahip olmasını sağladı.
 
Türk milleti; Kurtuluş Savaşındaki önderleri Mustafa Kemal Atatürk’ü, Kuruluş Mücadelelerinde de önderleri olsun diye, özgürce yaşadıkları ata topraklarında kurulan Türkiye Cumhuriyetinin ilk Cumhurbaşkanı yaptı.
 
Atatürk; bu dünyadan ebediyete göç etmeden önce, kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyetini; sonsuza dek yaşatmaları için Türk gençliğine emanet etti. Emanet ederken de kendi tecrübelerine dayanarak gençlerin dikkatini bir noktaya çekip onları uyardı:
 
“İstiklal ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar bütün dünyada eşine az rastlanır bir galibiyetin sahibi olabilir. Zorla ve aldatma ile aziz vatanın bütün kaleleri alınmış, bütün tersanalerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi gerçekten işgal edilmiş olabilir. Bütün bu koşulladan daha acı ve daha kötü olmak üzere memleketin içinde iktidara sahip olanlar; aymazlık, sapkınlık ve hatta hainlik içinde olabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri kendi kişisel çıkarlarını; işgalcilerin politik çıkarları ile birleştirebilirler. Millet; fakir, muhtaç, yorgun düşmüş olabilir. Ey Türk geleceğinin çocuğu; işte bu koşullar içinde de görevin, Türk istiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.”
 
Gazi ; milletinin kendisine verdiği bu onurlu görevi 71 yıl önce bugün gözlerini hayata kapatıncaya kadar eksiksiz, sağlığını dahi hiçe sayarak, büyük bir özveri ile yerine getirdi.
 
O’nun büyüklüğüne, gerek savaş alanlarındaki gerekse devlet adamlığındaki başarısına şahit olan emperyalist ülkeleler; tarihin yüz yılda bir ortaya çıkardığı dehaya saygı duymuşlardır. Ancak ne yazık ki günümüzde; emperyalizme “Uşaklık” etmeyi  kendilerine görev edinen, O’nun büyüklüğünü kavrayamadıkları için kendi zekaları ölçüsünde küçültmeye çalışanlarca, aldatılmış, kandırılmış halk ile kendine aydın süsü veren malum çevrelerin “Hizmetkârları” mevcut. Öyle anlaşılıyor ki; Kurtuluş Savaşının önemini kavrayamayacak kadar kıt zekaya sahip oldukları için, milli mücadeleye başkaldıran isyancıların torunları olan bu kişiler; tıpkı dedeleri gibi Gazi’ye attıkları çamurun kendi üzerlerine yapıştığının farkında değiller.
 
71 yıl önce ebediyeti de fethe giden Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk; sana sırtını çeviren düşünce bizden değildir.(1) Hiçbir baba yetimlerine senin kadar zengin ve ölümsüz bir miras bırakmamıştır.(2) Her dahinin mezarı olan kibir ve gurur senin semtine uğramamıştır.(3) Maddi yokluğunun manevi varlığına asla mani olmadığına inandığımız(4), tarihin bile kıskandığı büyük dahi(5) sana söz veriyoruz: rahat uyu; ya yolunda yürüyeceğiz; ya bu uğurda öleceğiz.
 
(1) Prof. Dr. Cahit Tanyol
(2) Reşat Nuri Güntekin
(3) Yakup Kadri Karaosmanoğlu
(4) Peyami Safa
(5) Dr. Mesut Fanibilgi
 
ŞEBNEM ÖZBEK
10.11.2009

--
http://www.sebnemozbek.net/















Yorum ekleYorum ekle
Yorumlar


  Henüz yorum yapılmamış





Bu yazarın diğer yazıları